D Vitamini

D Vitamini

Vücudun kalsiyum ve fosfor metabolizmasında rol oynadığı bilinen D vitamininin önemi son yıllarda giderek artmaktadır. Yağda eriyen vitaminlerden olan D vitamini ciltte üretilir. Kolesterol kökenli bir madde güneş ışınlarının etkisiyle ciltte D vitamini öncüsüne dönüşür. Daha sonra sırasıyla karaciğer ve böbrekte aktif vitamin halini alır.

Yeterli D vitamini için yeterli güneş ışığı, sağlam karaciğer ve böbrekler gerekir. Elbette süt ve süt ürünleri, balık yağı, yumurta sarısı, karaciğer gibi gıdalarda D vitamini bulunur. Ancak vücudumuza giren D vitamininin sadece yüzde onu yiyeceklerden alınır. Ek olarak vitaminle güçlendirilmiş besinler hariç diğer besinlerde D vitamini düzeyi düşüktür.

D vitamini eksikliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artmaktadır. Cilt kanserinden kaçınma isteği, güneş kremleri, kapalı alanda uzun süreli çalışma saatleri, giderek artan obezite, çeşitli ilaçlar başlıca nedenler olarak sayılabilir. Ayrıca yaş ilerledikçe derinin D vitamini sentezlerine kapasitesi azalır.

D vitamini eksikliğinde osteoporoz, tip 1 ve 2 diyabet, kanser(prostat, meme, pankreas, kalın bağırsak), otoimmun hastalıklar, hipertansiyon, enfeksiyona yatkınlık, yaşlılıkta bellek sorunları – Alzheimer dahil, kalp krizi ve felç riski artmaktadır.

D vitamini serum düzeyi 30 ng/ml üzerinde olmalıdır. 50-70 yaş arası ve 70 yaşın üstünde bütün yetişkinlerin sırasıyla 1600 ve 800 IU gün D vitamini ihtiyacı vardır. Haftada 3 kez 10-15 dakika güneş ışığı (güneş kremsiz kollar, bacaklar, yüz veya sırttan alınan) vücut için gerekli D vitaminini oluşturmaya yeterlidir. Güneş ışını direkt alınmalıdır. Cam ve tül arkasından güneşlenilmemelidir.

Yağda eriyen bu vitaminin vücutta biriktiği ve toksisiteye neden olduğu unutulmamalıdır. Doktor kontrolsüz D vitamini desteği kullanılmamalıdır. D vitaminin önemi ile birlikte ‘Güneş girmeyen eve doktor girer.’ atasözünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha kanıtlanmaktadır.

YUKARI